BUCA 12 NOLU FIRAT VE KONAK 15 NOLU İSMETPAŞA ASM - 6...ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER...
MUĞLA HAYAT A HOŞGELDİNİZ dr.gp.sitemynet.com
 

ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER


BİROL GÖK

 BİROL GÖK FOTOĞRAFI 1

1961 yılında Muğla ili Düğerek Mahallesinde doğdu.Annesinin ismi Nursen(rahmetli),babasının Mustafa,kardeşlerinin Sadinaz(rahmetli) ve Mert’tir. 1975 yılında çalışma hayatına girdi. Yılanlı, Yatağan ve Muğla Orman İşletme Müdürlüklerinde çalıştı. 1984 yılında baştemsilci oldu. 1986 yılında Muğla Şubesi Mali Sekreteri, 1989 yılında Şube Sekreteri olarak profesyonel sendikacılık görevine başladı. 1993 yılında Şube Başkanı oldu. Bu görevini sürdürürken 21-22 Ağustos 1999 yılında yapılan Türkiye Orman İşçileri Sendikası Olağanüstü Genel Kurulunda Teşkilatlandırma Sekreterliğine seçildi.Evli ve(büyüğü kız-küçüğü erkek)2 çocuk babasıdır.Uluslararası Yapı ve Ağaç İşcileri Federasyonu(IFBWW) üyesidir.Arkadaşları ve akrabaları tarafından çok sevilen,Muğla’nın yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden olan Birol GÖK;aydın sorumluluğunun bilincinde halen görevini sürdürmektedir.

İmzaladığı bildirilirden iki örnek;.

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRK ULUSUNA bildirisi için üzerini tıklayınız

TÜRK YURDU bildirisi için üzerini tıklayınız


 BİROL GÖK FOTOĞRAFI 2

CUMHURİYET DÖNEMİ BELEDİYE BAŞKANLARI
Ragıp Bey 1914-1928
Dr.Hüseyin Avni Ercan(TOPALOĞLU) 1928-1931
İskender Alper 1931-1950
Naci Karaosmanoğlu 1950-1955-1957
Esat Kaya Ayman 1957-1960
Necati Kınacı 1960-1960
Selahattin Kürşat 1960-1960
Necdet Taşar 1960-1961
Şerif Tüten 1961-1963
Latif Sepil 1963-1965
Haluk Özsoy 1965-1973
Erman Şahin 1973-1980
İbrahim Ali Göker 1980-1982
Süleyman Gündeşlioğlu 1982-1983
Seyfi Kalakoğlu 1983-1984
Erman Şahin 1984-1989
Orhan Çakır 1989-1999
Ş.Yavuz Kayı 1999-1999
Osman Gürün 1999 -

CUMHURİYET DÖNEMİ MUĞLA VALİLERİ
Asaf Talat Bey 1923-1924
Hüsnü Bey 1924-1926
Halil Rifat Bey 1926-1928
Salih Cemal (Gülen) Bey 1928-1932
Ömer Cevad Bey 1932-1936
Recai Güreli 1936-1939
İbrahim Ethem Akıncı 1939-1949
Muzaffer Kuşakçıoğlu 1950-1950
Rauf Cavit Kınay 1950-1950
A.Dilaver Argun 1950-1951
Sebati Ataman 1951-1953
Esat Kaya Ayman 1953-1960
Selahattin Kürşat 1960-1960
Salih Tezcan 1960-1960
A.Nejat Taşer 1960-1961
Şerif Tüten 1961-1966
Hasan Basa 1966-1970
M.Kemal Şenol 1970-1971
Özer Türk 1971-1975
Nüshet Erman 1975-1978
Naci Babacan 1978-1979
Çetin Birmek 1979-1981
Kemal Nehrozoğlu 1981-1984
Yücel Bölgen 1984-1988
Erol Çakır 1988-1991
Dr.Lale Aytaman 1991-1995
A.Cemil Serhadlı 1996-1999
Lütfi Yiğenoğlu 1999-2001

TURGUT REİS(1485-1565)
Türk denizcisi. Anadolu;da Menteşe yöresinde yoksul bir ailenin oğlu idi. Genç yaşta levent olarak korsanlığa başladı. Kısa süre sonra reis oldu ve Barbaros;un hizmetine girdi. Preveze deniz savaşına katıldı ve yedek donanmayı kumanda etti. Dalmaçya kıyılarında Venediklilerin eline geçmiş olan Castelnuavo kalesini geri aldı. 1540;da Korsika;da bulunduğu sırada Cenovalılara esir oldu ve 3 yıl bir gemide forsa olarak kaldı. 1543;de Cenova;yı kuşatan Barbaros tarafından kurtarıldı. Napoli körfezindeki İspanyol gemilerini batırdı. Cerbe adasını kendisine üs yaptı. İspanyollar daha sonra Cerbe adasını kuşattılarsa da Turgut Reis;i ele geçiremediler. Turgut Reis, bundan sonra Fas limanlarına üslendi. 1551;de İstanbul;a çağrıldı ve kendisine Karlı ili sancakbeyliği verildi. Trablusgarb;ın fethi ile görevlendirilen Turgut Reis, şehri aldı. 1552 yılında donanma ile Akdeniz;de bulunan Turgut Reis, Andrea Dorya kumandasındaki bir donanmayı Ponza adası yakınlarında yenilgiye uğrattı. Bastiya limanını ve kalesini ele geçirdi ise de burada fazla kalmadı. İstanbul’a dönen Turgut Reis, 1554 yılında Trablusgarp Beylerbeyliğine getirildi. Cerbe Savaşı;na katıldı. Malta kuşatması sırasında kaleden atılan bir mermi ile şehit oldu (1565) ve Trablusgarp;taki türbesine gömüldü.


HERODOTOS
Bugünkü Bodrum yakınlarındaki Halikarnas'ta doğan Herodotos (M.Ö. yaklaşık 484-426), hayatı boyunca seyahatlar yaparak, gördüklerini ve duyduklarını kendisinden sonra gelenlere aktarmış olan nadir insanlardan birisidir. Cicero, onu tarihin babası diye adlandırmıştır; ancak bu adlandırma Herodotos'un ilk tarih yazarı olduğu anlamına gelmez. Musevî tarihçiler bir tarafa bırakılacak ve sadece Yunan dünyasına bakılacak olursa, görülür ki Herodotos'tan önce de birçok tarihçi yaşamıştır ve bunlardan birisi de Miletli Hekataios'tur; ancak bu tarihçiler daha çok bir olay kayıtçısıdır; oysa Yunan nesrinin ilk şaheserini yaratan Herodotos, kendisini siyasî veya askerî olayların kaydı ile sınırlandırmamış, gezdiği ve gördüğü yerleri fizikî ve beşerî açıdan da tanıtma yoluna gitmiştir.
Herodot'un Tarih adlı eserinin asıl maksadı, Yunanlılarla Asyalılar ve özellikle de Persler arasında cereyan eden büyük savaşı anlatmaktır; ancak Herodotos savaşan taraflardan Asyalıları da tanıtır; böylece sadece Yunanlıların değil, barbarların başarmış oldukları büyük işler de gelecek kuşakların bilgisine sunulmuş olmaktadır; bu eserde, Herodotos'un olaylara bakışı, Yunan milleti ile bağlantı içinde olan diğer milletlere de yönelik olduğu için bir olay kayıtçısının bakışı kadar sınırlı değildir; daha evrenseldir ve bu evrenselliğin oluşmasında Dorlar tarafından kurulan bir koloniye mensup olmakla birlikte, Anadolu ve Pers tesirleri altında kalmış olmasının önemi büyüktür. Mesela büyük bir hayranlıkla anlattığı Kraliçe I. Artemis, Pers İmparatoru Xerxes'e bağlıdır. Nitekim Plutarkos (M.Ö. 1. yüzyıl), De Malignitate Herodottis adlı yapıtında, tarihin babasının bir philobarbaros (barbarsever), yani bir kozmopolit olduğunu söylemiştir.
Tarih, Herodot'un üç kıtada (Avrupa, Asya ve Afrika) yapmış olduğu seyahatlar esnasında derlemiş olduğu bilgilere dayanmaktadır ve bu nedenle Yunan ve Yakın Doğu folkloru için bulunmaz bir hazine değerindedir; hatta bu açıdan Marco Polo (13. yüzyılın II. yarısı) ve İbn Battûtâ (14. yüzyılın II. yarısı) gibi diğer büyük seyyahların kitapları ile mukayese edilebilir. Herodotos, barbar olarak nitelediği bu insanları tanıtırken, onların yemeklerinden, evlilikle ilgili adetlerinden, meskenlerinden, dillerinden ve dinlerinden bahseder.
Mısır'a ilişkin birçok bilgi verir. Bir Pers vatandaşı olarak doğan Herodotos için Mısır'a gitmek çok olağandır. Bu gizemli ülke, onu çok heyecanlandırmış ve okuyamadığı yazılarla süslenmiş muazzam büyüklükteki tapınaklar şaşkına çevirmiştir.
Mısırlıların astronomilerinden söz eder; yılın uzunluğunu (30 x 12) + 5 = 365 gün olarak benimsediklerini söyler; ona göreyse, bir yıl 375 gündür.
Nil Nehri'ni gözlemlemiş ve Mısır'ın, Nil'in bir armağanı olduğunu söylemiştir. Nil'in yıllık taşmalarını açıklayamamış olmakla birlikte, o zamana kadar Yunanlı araştırmacılar ve kâşifler tarafından ileri sürülmüş olan varsayımları reddetmiştir. Aşağı Mısır'ın önceleri denizlerle kaplı olduğunu ve nehrin getirdiği çamurlarla deltasının denize doğru uzandığını ve aynı değişmeyi Teselya kıyılarında da gözlemlediğini vurgulamıştır. Teselya'daki bu değişmenin nedeninin yersarsıntıları olduğunu ve bunun da Rüzgar Tanrısı Poseidon tarafından gerçekleştirildiğini söylemiştir. Burada bilimsel açıklama ile mitolojik açıklamanın birleştirildiği ve kaynaştırıldığı görülmektedir.
Pers İmparatorluğu'nun 20 satraba, yani eyalete ayrıldığını söyler ve Sardis'ten Susa'ya kadar uzanan Kral Yolunu ayrıntılı olarak anlatır. Bu yolun uzunluğu, 13.000 stadiadır ve 90 gün çeker. Bir takım yanlışları olmasına karşın, İmparatorluğu ikiye bölen bu yolun varlığına işaret etmiş olması ilginçtir. Ancak Herodotos'un çizmiş olduğu yol, olması gerektiğinden daha uzun gösterilmiştir ve yanlışlık, daha önce Hititlerin kullanmış oldukları yolun tasvirinin bölge bölge verilmesinden kaynaklanmıştır.
İmparatorluğun en uzak satraplığı olan Hindistan'a ilişkin vermiş olduğu bilgiler ikinci eldendir ve İndus Nehri'ne kadar uzanır. Burada ilk defa pamuktan söz edildiği görülmektedir:
"Hindistan'da yabanî ağaçlar üzerinde, koyun yününden çok daha güzel bir yün yetişmektedir. Hintliler, bunu giysi yapımında kullanırlar; Xerxes'in ordusundaki Hintliler de aynı ağaç yününden giysiler giyerler."
Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan İskitlerle ilgili de geniş bilgiler verir; ülkelerinin yüzölçümünü ve iklimini anlattıktan sonra, tanrılarını, ibadet biçimlerini, askerî yöntemlerini, hekimlerinin tedavi usullerini, suçluların nasıl infaz edildiğini ve defin adetlerini tasvir eder. Herodotos'un yapmış olduğu tasvirler, etnologlar ve arkeologlar tarafından denetlenmiş ve doğrulukları onaylanmıştır.
Herodotos'un tarih anlayışı, döneminin büyük şairlerinin ve oyun yazarlarının anlayışı ile aynıdır. Her durumda küstah ve terbiyesiz gururu yola getiren amansız bir düşmana tanık oluruz. Tıpkı Sofokles ve Euripides'te olduğu gibi, Herodotos'ta da her olayın oluşu ilahî takdire bağlıdır ve bundan kaçıp kurtulmak olanaksızdır.
Herodotos bilimsel anlamda bir coğrafyacı sayılamaz; çünkü matematiksel donanımı doğru bir coğrafya anlayışı için yeterli değildir. Üç kıtada birçok yere seyahat etmiş ve başkalarının gözlemlerine eklemiş olduğu bulguları, bilinen Dünya hakkında oldukça güzel bir fikre ulaşmasını olanaklı kılmıştır. Fakat bilgisini genelleştirmeyi ve rasyonelleştirmeyi düşünmemiştir. Bu nedenle Herodotos matematiksel coğrafyadan ziyade tasvirî coğrafya ile ilgilenmiştir. Kitabında hiçbir haritaya yer vermemiş olması bu hususu doğrulamaktadır. Bir yerde şöyle söylemektedir :
"Bazı kişilerin Yeryüzü'nün tam bir haritasını çizmiş olduklarını görmem beni çok güldürmüştür. Hiç kimse, bu işi rasyonel olarak yapamamıştır. Çünkü Okyanus'u, ancak bir pergelin çizebileceği biçimde, Yer'in çevresinde akıyormuş gibi göstermişler ve Avrupa'yı, Asya ile aynı büyüklükte yapmışlardır."
Bazı yerlere ilişkin bilgileri çok kıttır ve bunun bilincindedir. Mesela Avrupa'nın uzak batı bölgelerini hiç bilmez :
"Avrupa'nın uzak batı bölgelerine ilişkin doğru bilgi veremem. Kuzey Denizi'ne dökülen ve yabancıların Eridonos adını verdikleri bir nehrin varlığından kuşkuluyum."
Daha sonra, Eridonos'un Yunanlı bir şairin ortaya attığı bir şey olduğunu ve Avrupa'nın ötesinde söz konusu Kuzey Denizi'ni gören bir kimseye de rastlamadığını belirtir.
Makedonya'da Prasiad Gölü'nde insanların yaşadığından, Mısırlıların hayvanlara taptıklarından ve Lidyalıların kollarını kesip kanlarını birbirine karıştırarak kan kardeşi olduklarından bahsettiği sayfalar çok ilginçtir ve yapıtında bunlar gibi ilgi çeken birçok konu vardır.









SITKI DAVUT KOÇMAN(1912-2005)
Sıtkı Davut KOÇMAN, 13 Kasım 1328 (1912)'de İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde doğmuştur. Baba tarafından dedesi Üsküp eşrafından Kuruşcuoğlu Davut Bey, babası Atatürk'ün sınıf arkadaşı Jandarma generali Kuruşcuoğlu Ali Kemâl Bey; annesi de saray doktorlarından Albay İsmail Hakkı Bey'in kızı Behice Hanım'dır.
İlkokula Beşiktaş Şems-i Mekâtib'de başlayan Sıtkı Davut KOÇMAN, babasının Atatürk ile anlaşarak Amasya Jandarma Komutanlığına tayin olunması üzerine 22 Şubat 1919'da Amasya'ya geçmiş; ilk ve orta öğrenimini burada tamamlamıştır. 1923 yılında Kastamonu Lisesine yatılı öğrenci olarak başlayan Sıtkı Davut KOÇMAN, 1926-1927 öğretim yılında sınavla Zonguldak Maden Yüksek Mühendisliği Mektebi'ne girmiş ve bu okuldan 1930-1931 öğretim yılında birincilikle mezun olmuştur.
Sıtkı Davut KOÇMAN, 1932-1939 yılları arasında Türkiye'deki krom madenlerini bulan ve işleten ilk firma olan İngiliz Stanley Paterson firmasının Göcek İşletmeleri müdürlük ve mühendislik görevlerini yürütmüştür.
1935 -1936 yıllarında Çorlu İstihkâm Taburunda Yedek Subay olarak askerlik görevini yapan Sıtkı Davut KOÇMAN, 22 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk'ün ve Sıtkı Davut KOÇMAN'ın babası Ali Kemâl KOÇMAN'ın da hocalığını yapmış olan Emekli Tümgeneral Nazif Kayacık'ın kızı Fatma Mefharet Hanımefendi ile evlenmiş ve bu evlilikten 16 Eylül 1939'da kızı Okşan PERESE; 23 Şubat 1943'te doğan ve 1980-1985 arasında TÜSİAD Başkanlığını başarıyla yürüten, ama genç yaşta 28 Mart 1999'da kaybettiğimiz oğlu değerli ekonomist Ali KOÇMAN olmuştur. Sevgili eşi Mefharet Hanımefendi, 9 Ağustos 2004 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Göcek işletmesinin kapanması üzerine İstanbul'a gelen KOÇMAN, 1940'ta iki şirket kurarak ticarî hayata atılmıştır:
1) Şark Nakliyat Şirketi;
2) Sıtkı Koçman ve Ortakları İthalât ve İhracat Şirketi.
Haziran 1941 - Aralık 1942 arasında Bursa 5. Kolordu emrinde 1,5 yıl ihtiyat; 1945 yılında da ikinci defa ihtiyat yedek subaylığı yapan KOÇMAN, dönüşünde taahhüt işlerine yönelmiştir. İlk olarak bakırın erimesi için gerekli olan çakmaktaşı bulunamadığından kapanmış bulunan Ergani Bakır İşletmelerine çakmak taşı çıkarma ve nakletme işine girmiştir.
1943-1947 arasında Zonguldak Kömür İşletmelerine maden direği temini ve nakliyesi işini üstlenmiştir.
1948'de Erzurum-Horasan demiryolu inşaatını taşaron olarak yapmıştır. Ayrıca bu yıla kadar çalışmayan krom madenlerinin, Hükûmetin kararıyla işletmeye açılması üzerine Fethiye Karakaklık krom madeninin işletmesini almış; ama sahile indirilen cevherlerin, gemi bulunmadığı için, sağlıklı biçimde ihracı mümkün olmamıştır. Bunun üzerine Alman Krupp firması ile 1949'dan itibaren gerçekleştirilen mümessillik ve krom anlaşması sonucu Krupp, İran'dan almakta olduğu krom madenlerinin tamamını Türkiye'den almayı ve karşılığında KOÇMAN'a gemi yapmayı kabul etmiş; ancak o tarihlerde Hükûmetçe yasaklanmış olan ticarette takas işlemine daha sonra Başbakan Adnan Menderes Hükûmeti tarafından verilen izin üzerine Türkiye nakliye gemilerine kavuşmuş ve böylece 1952'de Koçtuğ Denizcilik ve Ticaret A.Ş. kurulmuştur.
Sıtkı Davut KOÇMAN, 1952'den itibaren peşpeşe Köyceğiz Kromları A.Ş., Bursa Toros Kromları A.Ş., Kıyra Kromları Ltd.Şrk.'lerini kurmuştur.
Sıtkı Davut KOÇMAN'ın Türk sanayiindeki asıl büyük atılımı otomotiv sektöründedir. O, 1957'de İngilizlerle ortak olarak İzmir'de BMC Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi ve tesislerini kurmuştur. Bu tesisler, Türkiye'de ilk kurulan entegre otomotiv üretim tesisidir. Burada ilk defa dizel oto-motor dökümhanesi kurulmuş ve ilk dizel motoru üretilmiştir. Ayrıca otomobil, kamyon, kamyonet, traktör imalatı gerçekleştirilmiştir. Bu alandaki başarısı nedeniyle 1973'te İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth tarafından "Üstün Liyakat Nişanı" verilmiştir.
1960 yılından itibaren tavukçuluk sektörüne öncülük eden KOÇMAN, İsrail Yavne Kibutzu ile ortak Güneşli Tavuk Çiftliğini ve ülkemizde paketlenmiş, mamul ve yarı mamul tavuk etini tanıtarak yaygınlaştıran Bandırma Banvit A.Ş.'yi; yine İsrail Habic firması ile ortak fennî tavuk yemi üreten İstanbul'da Topkapı Yem Sanayi A.Ş.; Bandırma'da Banvit Vitaminli Yem Sanayi A.Ş.; Bursa'da Bursa Vitaminli Yem Sanayi A.Ş.;Bolu'da Bolu Vitaminli Yem Sanayi A.Ş.'yi kurmuştur. Bugün bunlardan Bandırma ve Bursa tesisleri faaldir.
Sıtkı Davut KOÇMAN, tavukçuluk yanında Türkiye'de yine ilk olarak kanatlı hayvanlar için ilâç üretimine de girmiş ve İsrail Habic firması sahibi Dr. Benthovim ile ortak Topkapı Kimya İlâç Sanayii A.Ş. (Topkim)'i kurmuştur. Daha sonra ziraî ilâç alanında Topkapı Agrokim A.Ş. ile beşerî ilaç alanında da Med İlâç A.Ş.'yi; Sabancı grubu ile otomotiv yan sanayi mamulleri için Akkardan-Sa; Koç grubu ile de kamyon jantı üretimi yapan Tekersan A.Ş.'yi kurmuştur.
Sanayi ve ticaret alanlarındaki öncülüklerinin ve üstün başarılarının yanında özellikle eğitim alanına büyük önem veren Sıtkı Davut KOÇMAN, 1932 yılından başlayarak ülkemizin pek çok il ve ilçesinde okul, hastahane, sağlık ocağı ve benzeri kurumları yaptırıp hizmete sunmuş; en önemlisi de sessiz-sedasız verdiği burslarla pek çok gencin Üniversite ve hattâ yurtdışı öğrenimlerini tamamlamalarını sağlamıştır.
Bu arada Muğla Üniversitesini himayesine alan Sıtkı Davut KOÇMAN, 1999 yılı Haziran ayından bugüne kadar geçen süre içinde, 2003 yılı Bayındırlık birim fiyatlarına dönüştürüldüğünde, toplam 53.328.786.000.000.-TL harcayarak 80.000 m²'yi aşan kapalı alanlı bir yapılaşmayı gerçekleştirmiştir.
İstiklâl savaşında, Amasya Jandarma kumandanlığı görevinde bulunan babası Ali Kemâl KOÇMAN'dan tevarüs eden "İstiklâl Madalyası" sâhibi ve Bakanlar Kurulu'nun 18 Mayıs 2000 tarih ve 2000/762 sayılı kararı ile "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" ile ödüllendirilen ve Muğla Üniversitesi Senatosu'nun 01.08.2000 tarih ve 183 sayılı kararı ile kendisine "Fahrî Doktor (Dr.h.c.)" unvanı verilen Sıtkı Davut KOÇMAN, çok iyi derecede Fransızca, iyi derecede Almanca ve İngilizce bilmektedir.14 Ekim 2005 Cuma günü vefat etmiştir.

TURAN EROL(1927- )
Ressam. Yükseköğrenimini Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek resim Bölümü;nde tamamladı (1951). Paris;te Friedlandde Atölyesi;nde gravür çalışmalarında bulundu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü;nde öğretmenlik, yöneticilik yaptı. Ankara Üniversitesi Basın ve yayın Yüksek Okulu;na öğretim görevlisi olarak girdi (1965). 1978;de doçent oldu. Birçok kişisel sergi açtı, karma sergilere katıldı. 1961;de 22.Devlet resim ve heykel Sergisi İkinci, 1968;de Devlet resim ve heykel Sergisi Birinci, 1971;de TRT Başarı, 1973;te Kültür Bakanlığı ;Atatürk ve Cumhuriyet; ödüllerini kazandı. 1980;de Sedat Simavi Görsel sanatlar Ödülü;nü Adnan Varınca;yla paylaştı.Resim çalışmalarının yanı sıra incelemeci, araştırmacı yönüyle de ilgi çekmiş, yazıları yayımlanmıştır. Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim sanatı I;in (1980) ikinci bölümünü hazırlamıştır. Günümüz Türk resminin Oluşum Sürecinde Bedri rahmi Eyüboğlu, Yetişme Koşulları, sanatsal Kişiliği adlı bir yapıtı vardır (1983).

PİRİNÇÇİOĞLU HACI MEHMET EFENDİ(1878-1953)
Muğla;da dünyaya geldi. Muğla;da terzilik ve manifaturacılık yaptı. Terzilik yaptığı dönemde Zaman Terzihanesi adıyla işyeri sahipliği yaptı.1912 yılında Muğla Belediye Başkanlığı yaptı. Yurtdışı seyahatleri oldu. Çağdaş bir yaşam tarzını benimseyip çevresindekilere örnek oldu. Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara hükümeti ve Kuvvayı Milliye hareketine destek sağladı.


HÜSEYİN AVNİ ERCAN (TOPALOĞLU)(?- 1939)
Muğlalı Topaloğullarından Rüştüye Muallimi Ahmet Efendi;nin oğludur. İptidai;yi Çamlı Mektep;te okudu. Rüştiye öğrenimini babası Ahmet Efendi;den gördü. Lise öğrenimini Muğla ve İzmir;de tamamladı. Selanik halkalı Ziraat Yüksek Mektebine kaydoldu. Sonraları bu okuldan ayrılarak İstanbul Tıp Okuluna nakletti. 10 Ağustos 1913 yılında Muğla Belediye Doktorluğuna tayin edildi. 17 Ağustos 1914;te askere alındı ve Menteşe Sahil Alayı 2. Tabur Doktorluğunu üslendi. 8 Kasım 1914 de tekrar Muğla Belediye Doktorluğuna atandı. Seferberliğin sonuna doğru yeniden Menteşe Sahil Alayı 2. Tabur doktorluğuna verildi. (25 Aralık 1916) 1. Dünya savaşı sonunda 15 şubat 1919 da Muğla Belediye doktorluğuna yeniden atandı. 13 Mayıs 1919 da Muğla Gureba Hastanesi Başhekimi oldu. 12 Mayıs 1923 de Muğla Sağlık Müdürlüğüne getirildi. 1923 yılında kurucuları arasında bulunduğu Halk Fırkası;nın Muğla Belediye Başkan adayı olarak 1928 seçimlerine katıldı ve seçildi (30 Eylül 1928). Halk Fırkası kendisini 1 Şubat 1931 yılında Muğla Milletvekilliğine seçti. 27 Ekim 1939 da yakalandığı şeker hastalığı ve albümin hastalığından kurtulamayarak İstanbul;da vefat etti.

 

drgunayp@gmail.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın

>>> http://www.internetteyim.net/grp12/gunay,pamuk,rec993.html >>>

İNTERNETTEYİM.NET

>>> http://www.internetteyim.net/grp12/gunay,pamuk,rec993.html >>>


 
Today, there have been 9 ziyaretçi (12 klik) on this page!
This website was created for free with Own-Free-Website.com. Would you also like to have your own website?
Sign up for free